Merhaba canım okuyucum; yazılarını seyreltmekten vazgeçmenin nedeni ne ola ki dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama ne yapayım dayanamadım. Aslında yazacak çoook şey var ama kendimi tutuyordum. Taaa ki bu güne yani 29 Ekime kadar. Bu bayramlar hele Ankara’da olanlar için biraz farklıdır. Çocukların çoğu tören alanına gitmek ister. Onları götürebilecek yegane insanlar anne-babaları ise genelde götürmez.
Böylece yıllar geçer o birçare yavrucak genç bir deliiiuğanlı oluverir. Lise yılları ilk kez Ankara Hipodrom törenlerine katılma yılları oluverir. Ama bu katılım istekli değil zorunludur; yani liseli tabiriyle ss’dir. İlk gidişimde (milli olulşumda) biraz heyecanlı, biraz da buruktum. Heyecan ilk kez törenlere katılmaktan burukluk ise ilk seferin böyle olmasındandı her halde. Tabi törenden münasip bir zaman önce "ya arkadaş biz törene katılacaz hiç talim yapmıyoruz" dediğimde, o ‘ya arkadaşlardan’ biri gülerek, “Olum biz yürümeyecez kalabalık edecez.” diyerek bir yanlış anlamayı düzeltmişti. Olsun. Ne gam! Hatırlıyorum da kafamda dolanan şu sorulara engel olamıyordum: Lise, öğrencilerini törene götüren bir nevi ana, bir nevi baba mıydı? Acaba anne ve babalarımız da lise olmuş muydu?
Neyse benim canım okuyucum, törene ilk kez katılan öğrencinin ruh halini iyi bilirim neticede. Yazımı yazma gerekçem o zamanki düşüncelerimde gizli. Efendiler, hissettiğim burukluğumu bir yana bırakırsak tören mahalli şu şekildeydi (Söylev’den mi etkilendim acaba): karşıda tören locası bulunmaktaydı. Bu locada Cumhurbaşkanlığı forsu bulunmaktaydı. Yanında da genişçe bir izleyici bölümü bulunmaktaydı. Ben küçüklüğümden beri protokol tribününün yanındaki bu tribünü halkın töreni izlediği yer olarak düşünürdüm. Ne yazık ki ilk gördüğüm şey o koca tribünün halkın değil, bir takım kim olduğunu bilmediğim zevatın izleme yeri oldğuydu. Halk nerede izliyordu? Bizim yürümekte olduğumuz yerde. Ne vahimdi benim için. Acayip tahtalardan yapılmış iki katlı bir platform vardı yanlış hatırlamıyorsam o zamanlar. İnsanlarına hakaret edercesine yapılmış. Ona da insanlar hücum etmiş doldurmuşlardı. Bizi tören yolu boyunca salmışlardı. İnsanlardan bir şey görmek çoğu kısa boylu arkadaş için bir hayaldi zaten. Bizim oraya getiriliş amacımız belliydi: kalabalık etmek. O zaman sorumun cevabını da kendi kendime yanıtlamış oldum sizinde gördüğünüz gibi benim benden akıllı okuyucum. Demek ki lise ne anne olabilir ne de baba. Sadece amirlerin verdiği görevi yerine getirmekle mükellef okul idarecilerinin çocuklara belli bir duygu ve düşünceyle yaklaşmasını beklemek hayal olsa gerek. Kaldı ki, orada boşluğunu hissettiğim bu yaklaşım farkı, bizzat egemen ideolojinin empozesinden başka bir şey de değil. Yani rejim için lüks değil zorunluluktu eksikliği duyulan. Ne komik.
Tören başladı, bando sesleri duyuldu. Geçenler geçti. Önce yayalar, sonra araçlar, uçaklar, helikopterler… Ama beni bir şey rahatsız edip durdu. Protokolün yanındaki o izleyici tribünü. Oradakiler de kadınlı çocuklu insanlardı. İçlerinde yaşıtlarım vardı. Daha küçükler vardı. Küçükken benim izlemek istediğim yerde onlar izliyorlardı. Bense bir lise öğrencisi olarak oraya zorla getirilmiş arkadaşlarımın yanında, istemeye istemeye başımızda duran lise öğretmenlerinin gözetiminde, korteji yarı görür yarı görmez tören alanın bir yerlerindeydim. Sonrasında ben de o istemeye istemeye katılmaya zorlanan gruba dahil oldum. Üçüncü kez de tüm dayatmalara karşın bir daha törenlere gitmedim oldu bitti.
Aradan geçti onca sene benim canım okuyucum. TV'nin karşısında bunları unutmuş törenleri izliyorum. TRT spikeri 2007 yılının bu 29 Ekiminde on binlerce vatandaşımızın töreni izlemek için alanı doldurduğunu söylüyor ama kameralar ısrarla onları göstermiyordu. Bu durum dakikalarca devam etti durdu. Artan merakımın üzerine halkımız görüntüye gelince bayram sevincim ve heyecanıma bir şeylerin olduğunu anladım. Yahu bizim cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki Ankara Tandoğan mitinginin yüzde biri etmez bu kalabalık dedim önce. Acaba TRT o zamanlar katılımı nasıl duyurmuştu ki; bu on binlerse... derken beni rahatsız eden şeyin o olmadığını anlayıverdim.
Neredeyse aradan geçen 15 seneye rağmen kendimi o tören alanında buluverdim. Hiçbir şey değişmemişti, ben hariç. O zaman hoşa gitmeyen bir şeylerin olduğunu anlamış ama ifade edememiştim. Sonra okul okuduk. Görgümüz bilgimiz arttı birazcık. Tören alanı gibi aynı yerde kalmadık yani. Mesela “cumhur”un “halk” olduğunu, cumhuriyetin halkın kendi kendini yönetmek olduğunu, cumhuriyetin temelinin "ferdiyetçilik" yada en azından Fransız İhtilali ile ortaya çıkan evrensel değerlerin olduğunu ders kitaplarının ötesinde anlama olanağı yakaladık. Bunlar aklımdan geçtikçe engel olamadığım bir rahatsızlığa kapıldım. Yüzüm ekşidi. Canım sıkıldı. Halk için yapılan resmi törende halkın yeri neydi? Halkın önemi neydi? O topun, o tankın sahibi kimdi? Orada ayaklarını rap rap vuran Mehmetçiğin ana babası kimdi? Protokol tribünün yanında oturan o ayrıcalıklılar bu vatanın gerçek sahibi miydi? Törendekiler cumhurun başkanıyla onlara mı geçit yapıyordu? Peki oradaki halk neydi? Kalabalıktan başka ne yapıyordu protokolün karşı çaprazında? Bu bayram cumhurun mu yoksa protokol ve kim olduklarını ne olduklarını bilmediğim şanslı azınlığın mı?
O halde benim anlayışlı okuyucum, siz söyler misiniz; bu tören gerçekten Cumhuriyet Bayramı töreni mi?
Son söz: Halka yapılan saygısızlığa son verilmediği müddetçe ben bu törenlere katılmam diyor, tüm Ulusumun Cumhuriyet Bayramını kutluyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder